top of page

Mekanın Hayatınıza Etkisi ve ZEN

Güncelleme tarihi: 5 May 2022


Image: Therapinterior | Miller House


Mekanın algınıza, enerjinize, psikolojinize ve dolayısıyla hayatınıza etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle mekanı yalnızca estetik ya da işlevsel olarak düşünmektense, yarattığı hissiyat bağlamında ele almak faydalı bir yaklaşım olacaktır. Kuramsal olarak “ZEN” bakış açısının mekana modernize edilerek uyarlanmasının, hayatınızda ne derece etkili olabileceğini bu yazıyla gözlemleyebilirsiniz.


Image: Therapinterior | Miller House


ZEN’in Hayatımıza Yansımaları


Zen sadece "varlık" hakkındadır. Bu bir felsefe dalı değil, varoluşunuzun ve bilincinizin varlığını kabul etmenin bir yoludur. Biyolojik karmaşanın kaotik, entropik dünyası ve kaçınılmaz raslantısal eğilimini içeren her şeyi basitleştirmekle ilgilidir. Alt yapısında “sadeleştirme” olduğundan dolayı çoğunlukla minimalizmle eş görülebilmektedir.


Image: Therapinterior | Ma House


Hayatın her alanında, bir sonuca ulaştırmayan duyumsamalardan arınılması halinde, içinizdeki gerçek benliğe özünüze değer vermeye başlayabilirsiniz. Ancak mekanın psikolojiye etkisi öngörüldüğünde, mekan ve çevre olmaksızın bireysel farkındalığın sürdürülebilirliği mümkün değildir. Bu farkındalığı yaşam biçiminize ve mekanınıza yansıtma ihtiyacı duyduğunuzda “ZEN” en doğru yaklaşımlardan birisi olacaktır.

Mekansal anlamda farklı üsluplarla etkileşimleri sonucu modernize söz konusu olsa da, kuramsal olarak “Zen”in, geleneksel Japon kültürüne dayanması ile yeni ve modern olmadığını, aksine köklü bir kavram olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

MİNİMALİZM VE ZEN İLİŞKİSİ


19. Yüzyılda Robert Browning’in öne attığı “Less is More” (Az çoktur) felsefesini takiben minimalizm, 20. yüzyılın başlarında, Hollanda'da kurulan “De Stijl” akımına katılan sanatçı ve mimarlar tarafından açıkça kullanılmıştır. Bu akımı takip eden yenilikçi Alman mimar Mies Van Der Rohe, mimari düzenlemelerine minimalizmi aktarmıştır.

Aslında De Stijl hareketinden yaklaşık beş yüz yıl önce, Japonya'daki Zen rahipleri ve sanatçılarının “Kare-Sansui” olarak bilinen Zen bahçelerinde ve sanatlarında minimalizmi çokça uygulamakta olduğu görülmektedir.


ZEN ve Minimalizm kavramlarının arkasındaki motivasyon farklı olsa da, paylaştıkları ortak aydınlanma noktası; “Boşluğun, şaşırtıcı derecede büyük ve derin bir algı ortaya çıkarttığı” dır. Esas mutluluk belki de tüm hayat düzeninde “daha ​​fazla” dan “daha ​​az”a ya da bir diğer deyişle “kalabalık”tan , “nitelikli boşluklar”a yönelim ile sağlanabilmektedir.



Mutluluğu hissetme kabiliyetimiz sınırsız değildir


Image: Therapinterior | Ma House


Toplumsal anlamda “daha ​​fazla” peşinde olmak alışılagelmiş bir yaklaşımdır, çünkü genellikle daha fazlasına sahip olmanın daha fazla mutluluk anlamına geldiğine inanılmaktadır.


Daha fazla”, tasarım yaklaşımı olarak da popülerdir; daha fazla miktar, daha fazla işlevsellik, daha fazla aktivite, daha fazla süsleme vb. Ancak ilginç bir şekilde, kalabalık, karışık ve çok fazla “şey” ile çevrili mekanın, dikkati dağıtmakta olduğu kolaylıkla gözlemlenebilir bir durumdur. Buna bağlı olarak “Daha fazla” yığınına girildiğinde, kontrolü sağlamanın git gide zorlaştığı farkındalığı sonucunda, minimalist hareket ortaya çıkmıştır. Minimalist hareketin öncüleri, ilk olarak strese ve dikkat dağıtmaya neden olan fazla eşyalardan arınma kararı almışlardır. Aslında “ZEN” de aynı yolu izlemektedir: sizi, eşyalarınızdan vaz geçmeye zorlar, böylece sadece sizi mutlu eden nesneleri ya da varlıkları mekanınızda bulundurursunuz ve mekanınızı; dolayısıyla hayatınızı istediğinizi biçimde yönetebilirsiniz.

Daha fazla şeyin mutluluğu garanti etmediği ve hatta strese neden olabileceği düşüncesini bilimsel olarak incelemek istersek, Yerkes-Dodson Yasasına değinmek doğru bir tercih olacaktır.


Image: Therapinterior | Shibui House


Yerkes-Dodson Yasası, zihinsel uyarılma ve performans arasındaki ampirik bir teoridir. Bu teoriye göre fizyolojik ve zihinsel olarak uyandığımızda ya da uyanıklık halinin yoğunlaşmakta olduğu, ancak sadece bir noktaya kadar performansımızın arttığı tespiti yapılmıştır. Zihinsel uyarılma seviyesi çok yükseldiğinde, giderek stresli ve endişeli hissedildiği ve bu durumun mutsuzluğu beraberinde getirdiği gözlemlenmiştir.

Yerkes-Dodson Yasası göz önünde bulundurulduğunda, mutluluk hissetme yeteneğimizin aslında sınırlı olduğunu görebilmekteyiz. Bu durum mekan bağlamında incelenirse, en sevdiğimiz eşyalarımızın miktarını artırmaya devam etsek bile, mutluluğumuzun azalmaya başladığı en uygun nokta olduğu sonucuna ulaşılabilmektedir.

Zen binlerce yıldır bu “en uygun mutluluk” noktasını takip etmektedir. Oysa bizler, mutluluğumuz ve arzularımızı tatmin edebilecek eşyaların miktarı arasındaki bir lineer korelasyona neredeyse inanmış olsak da, Zen yaklaşımının Yerke-Dodson yasasını doğrular nitelikte olduğunu görebilmekteyiz.


Image: Therapinterior | Hillside House


Kare- Sansui (Zen bahçesi) gibi Zen sanatları, Zen rahiplerinin / sanatçılarının en iyi aydınlanma anında görmek istedikleri mekanı özetler.


Zen ve minimalizm’in estetiği günümüzde hala çok güçlü ve etkilidir ve çoğu zaman modern tasarıma ilham kaynağı olmuştur. “Daha az” felsefesinin derinlerinde yatan tasarım unsurları, esas mutluluğu bulma yolunda bir aracı olmaları sayesinde, hayatımıza dinginlik katmaya devam ediyorlar.



Bunlar da Hoşunuza Gidebilir;



bottom of page